BÜFE GÜNLÜĞÜ

Yazmaya bu kadar ara verdiğime, 36'ya varıncaya dek yazmamış olduğuma inanamıyorum! Hep bir köşede saklı, kıymetli bir eşya gibi yazmak benim için oysa. Arada misafirler üşüştüğünde çıkarıp kullandığım. Aşağı yukarı yazmayı öğrendiğimden beri yazıyorum. Her nesneye, her canlıya, her duruma ve ana atfederek yazdığım minik şiirlerim, manilerim olurdu o zamanlar. Dayımın Elazığ'daki veterinerlik günlerinden kalma, sararmış eşantiyon kağıtları, anneannemin dolaplarından bulup yazardım onlara. Bastıra bastıra. Sözcüklerin izi kağıtların arkasına çıkardı,o denli bastırırdım. Naif, minik karalamalardı onlar. Ama o zamanlar bile, yazınca ne denli rahatladığımı hatırlıyorum. İlkokul beşinci sınıfta günlük tutmaya başladım, neredeyse üniversite yıllarımın sonuna dek ciltlerce günlük tuttum. Kimisi günlükten öte, ihtiyaç duydukça içimi dökme defterleri haline dönüşmüştü. Yaşım ilerledikçe her günümü yazmıyordum. 'Önemli' olarak adlandırabileceğim ve genelde önemli ve çoğunlukla kötü olarak algıladığım acı veren, içimi burkan, kalbimi kıran olayları ve/veya durumları sıraladığım ağıt kitapçıklarına dönüşmüştü günlüklerim. Şimdi onlar dolabımda saklı, ilkokuldan bu yana bu çocuk neler hissetmiş diye düşündüğümde açıp okuması aslında cevher niteliğinde. Tam da içimizdeki çocuğa erişmenin bu denli önemli olduğu bu yaşlarda, tam da açıp bakmalık...Aslında 100den geriye sayarak, bir merdivenden aşağılara inmeye gerek kalmadan, orada işte...Çocukluğum ve gençliğim dolabımda şu an. Enteresan biçimde cesaret istiyor geriye dönük bu okumalar. Müthiş bir yüzleşme imkanı sunduğunu söylemeliyim. Bu cesareti toplayıp göz gezdirdiğim zamanlar oldu elbet...Gördüğümden pek memnun olmadım, çünkü orada neredeyse ilkokuldan bu yana içi buruk, kırgın ve kendini yalnız hisseden bir çocuk ve bir genç olduğunu görüyorum. Sorgulaması hiç bitmemiş. Gelecekten umutlu olmasına rağmen sürekli olmasını istediği şeyler için çaresizlik içinde olduğunu hisseden, derin yürek ağrıları ile yazan bir çocuk var. Bu derin boşluk hissini, sebeplerini 30larımda epey irdelediğimi söylemeliyim. Terapiler, kitaplar, meditasyonlar, ve dahi hipnoz ve günümüz dünyasında yapmayanın neredeyse yadırgandığı pek çok kişisel iyileşme yöntemini denedim ve deniyorum. Bu derin boşluk ve huzursuzluk hissine dair pek çok sağlam bulgum oldu yaptıklarım vasıtasıyla. Ama arayışım henüz bitmedi. O boşu doldurma çabasını çevremde çoğu kişide görüyorum, bir arkadaş bunun tam da bu yaşlara has bir durum olduğunu söyledi fakat...Günlüklerimde baktığımda ben bu sorgulamalara neredeyse 10 yaşımda başlamışım? Neyse...Biraz yaşın da verdiği deneyimlilikle şunu net söyleyebilirim. Oturup kalmak yerine, o içerdeki neyse bir şekilde dışa aktarmak kilit nokta. Bu yazmak olur, resim olur, deliler gibi terleyip spor yapmak ya da herhangi birşey. İşte tam da bu yüzden geri döndüm büfedeki bu kıymetli saklıma...Yazmaya. Tekrar merhaba!

Yorumlar

Popüler Yayınlar